Alt 06 Temmuz 2013, 09:24   #1
Keyifli~Üye
 
EliFsS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25 Mart 2011
Mesajlar: 2.176
EliFsS is on a distinguished road
Puanlar: 6.554, Seviye: 1
Puanlar: 6.554, Seviye: 1 Puanlar: 6.554, Seviye: 1 Puanlar: 6.554, Seviye: 1
Üst seviye: 99%, 0 Gereken puan
Üst seviye: 99% Üst seviye: 99% Üst seviye: 99%
Etkinlik: 0%
Etkinlik: 0% Etkinlik: 0% Etkinlik: 0%
Standart Alevilik Ve Kur\'an-ı Kerim

Aleviler Kur’an’ın Tanrı tarafından gönderilen son kutsal kitap olduğuna inanırlar. Aynı şekilde Kur’an’dan önce gönderilen diğer kutsal kitaplara (Zebur Tevrat İncil) da inanırlar. Ancak bu kutsal kitaplardan ve özellikle de Kur’an’dan ne anlaşılması gerektiği konusunda gerek Sünnilerden gerekse Şiilerden farklı düşünürler. Bu farklılığın en güzel ifadelerinden biri Seyyid Ali Sultan’ın şu dizelerindedir: “… Biz bir ayet okuruz hiç Kur’an’a benzemez Bu bizim imanımız kör imana benzemez. ….” (1) Osmanlı şeyhülislam ve müftülerinin bir kısmının Alevi / Bektaşiler hakkında söyledikleri; “Kur’an’ı istihfaf ederler / hafife alırlar…” şeklindeki iddia tamamen iftiradan ibarettir. Aslında bu iddiaların temelinde yatan gerçek şeyhülislam ve müftülerin kendi zahiri anlayışlarını Alevi / Bektaşilere dayatma ve böylece onları da Sünnileştirme veyahut bu olmazsa onları katletme arzularıdır. Aleviler Sünniler veya Şiiler gibi Kur’an’ın zahiri anlamlarına takılıp kalmazlar. Ondaki özü temel alırlar. Kur’an’ın batıni / içsel anlamlarına ulaşıp her çağda yeniden yorumlanması ve zamanın koşullarına göre yeni baştan değerlendirilmesi gerektiğine inanırlar. Çünkü bilirler ki Kur’an’daki ayetlerin pekçoğu Batıni manalar içerir. Yine bilirler ki Kur’an’ın pek çok ayeti zamana ve mekana kayıtlıdır. Dahası sadece indiği dönemdeki insanları ilgilendiren sadece Araplara özgü olan; dolayısıyla tüm çağlara ve tüm coğrafyalara şamil olması mümkün olmayan ayetlerin toplamı Kur’an’ın büyük bölümünü oluşturur. Bu hususları ayrıntılandırmadan önce İslam tarihi boyunca sürekli gündemde bulunan bir konuya değinmek yerinde olacaktır. Kur’an’ın Korunmuşluğuna Dai Hicr Suresi’nin 9. ayetinde şöyle denilmektedir: “ Kur’an’ı ( zikri ) kesinlikle biz indirdik; elbette yine onu biz koruyacağız.” Bu ayete dayanarak Müslümanlar Kur’an’ın Tanrı tarafından korunduğuna dolayısıyla onu değiştirmeye / tahrif etmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğine inanmaktadırlar. Ancak Kur’an’ın değiştirilme ve tahrif edilme tehlikesinin bulunmadığı çünkü Allah’ın onu koruduğu yönündeki inanca rağmen ilk Müslümanların Kur’an’ı koruma altına almak için harekete geçtiklerini ve böylece Kur’an’ın bir komisyon tarafından önce toplanıp mushaf haline getirildiğini Halife Osman döneminde de kitaplaştırılıp çoğaltıldığını bilmekteyiz. Burada kuramsal olarak iki soru gündeme gelmektedir. Birincisi; madem Kur’an’ı Tanrı korumaktadır niçin insanlar onun tahrif edilebileceği unutulabileceği kaygısıyla onu mushaflaştırmış ve sonra da kitaplaştırmışlardır ? Tanrı’nın vaadine rağmen niçin böyle davranmışlardır ? Tanrı’ya güvenmemiş olacak değildirler ya … İkincisi; Kur’an’ın lafzının değişmemiş olmasının pratikte ne yararı vardır ? Ortada tek bir Kur’an olmasına karşın birbirine çok uzak görüşlere sahip Müslümanların mevcudiyeti; onlarca mezhep tarikat cemaat meşrep vb.lerinin varlığı hiç değişmemiş Kur’an’a rağmen nasıl açıklanabilir ? Hemen hemen okuyan herkesin farklı şeyler anladığı farklı görüşler edindiği ve hatta biribirine zıt hükümler çıkardığı Kur’an’ın lafzen değişmemiş olmasının kılgısal / pratik değeri nedir ? Aynı kitaba bakıp birbirlerini kafirlikle itham edecek kadar farklı şeyler anlayan insanlar için Kur’an’ın hiç değişmemiş / tahrif edilmemiş olmasının ne anlamı vardır? Bu sorular başta Müslüman araştırmacılar olmak üzere konu ile ilgilenen tüm bilim adamları tarafından olumlu veya olumsuz daha doğrusu İslam teolojisinin lehinde veya aleyhinde yanıtlanmaya çalışılmaktadır. Bu konudaki tartışmaların sürgit devam edeceği muhakkaktır. Ancak bizce birinci soruya / sorular öbeğine verilecek yanıt şu olmalıdır: Tanrı’ nın Kur’an’ı koruma vaadi müslümanların onu korumaları yoluyla gerçekleşmiştir. Müslümanlar bir anlamda Tanrı’nın vaadinin gerçekleşmesinde vesile rolü oynamışlardır. Tanrı’nın vaadine güvenmemek bir tarafa onun vaadinin gerçekleşmesini sağlamışlardır. Yine bizce ikinci soruya ya da sorular öbeğine verilebilecek yanıt da şu olabilir: Kur’an’dan herkesin farklı şeyler anlaması bu farklılıklar aşırı düzeyde dahi olsa Tanrı’nın insanları ve insanlığı tekdüzeleştirmemek farklı yorumların oluşumuna imkan sağlamak için Kur’an’ı deyim yerindeyse bilinçli olarak/isteyerek elastiki/Batıni anlamları mündemiç kılmasından dolayıdır. Bu Tanrı’nın insanlara rahmetidir. Yani Tanrı bizzat kendisi insanların/müslümanların farklı fikirlere / farklı din anlayışlarına sahip olmalarını murad etmektedir. Tüm bu tartışmalara karşın Alevi / Bektaşiler; Kur’ an’ı Allah’ın Hz. Muhammed’e gönderdiği son ilahi kitap olarak kabul ederler. Bu konuda Sünni ve Şii Müslümanlarla aralarında bir fark yoktur. Kur’an’ın değiştirildiği yolunda kimi iddiaları dillendiren marjinal kişiler bulunsa da Alevi / Bektaşiler; Kur’an’ın Tanrı tarafından korunduğu belirtilen ayetini temel alarak onun değiştirilmediğine ve değiştirilemeyeceğine inanmaktadırlar. Kur’an’ın değiştirildiği yönündeki iddiaların hiçbir ciddi ve bilimsel dayanağı yoktur. Kaldı ki Kur’an değiştirilmek istenseydi bile Hazreti İmam Ali’nin buna karşı çıkması ve bu karşı çıkışın tarihi işaretlerinin bulunması gerekirdi. Bu bağlamda yani Hazreti İmam Ali’nin karşı çıkması anlamında bir olayın kaydedilmediği ve üstelik Halife Ebubekir tarafından bir araya toplanıp Halife Osman tarafından kitaplaştırılarak çoğaltılan Kur’an’a Hazreti Ali’nin bir itirazının vaki olmadığı bilinmektedir. Ancak yine de Kur’an’ın değiştirildiği Kur’an’dan özellikle Hazreti Ali’nin imameti ile ilgili ayetlerin çıkarıldığı tarzında iddialar bulunmaktadır. Bu iddiaların tarihin hiçbir döneminde ciddi sayıda taraftarı olmamıştır. (Ancak yine de kafaları karıştıran bazı hususlar vardır. Sözgelimi; Kur’an’ın derlenmesi sırasında bir komisyon kurulup bu komisyona getirilen ve ayet olduğu iddia edilen “söz”lerin gerçekten ayet olup olmadığının saptanması için bir çabanın mevcudiyeti söz konusudur. Böylesi bir çabanın mevcudiyeti bile aslında şöyle bir kuşkuyu doğurmuyor mu: Demek ki o dönemde pekçok insanın ezberinde bulunan veya bir kısım kimseler tarafından çeşitli levhalara yazılarak korunan “söz” lerin hangilerinin tanrısal vahiy ürünü olduğu yani ayet olup olmadığı tam bir kesinliğe sahip değildir. Şayet gerçekten böyle bir kesinlik söz konusu olsaydı o vakit bir komisyona gereksinim duyulmazdı. Yapılacak iş sadece ayetlerin bir araya toplanmasından ibaret olurdu. Halbuki ayet olduğu iddia olunarak komisyona getirilen sözlerin ayet kabul edilebilmesi için temel bir kriter belirlendiğini ve bu kritere uymayanların ayet kabul edilmeyip bunların mushafa konulmadığını bilmekteyiz. Ayrıca hemen belirtelim ki bir sözün ayet olup olmadığını saptamak için kararlaştırılan ölçüt / kriter / kıstas o sözün iki şahit / tanık tarafından getirilmesidir. Şu an eldeki mevcut Kur’an’ın tüm ayetlerinin bu kıstasa göre derlendiğini ancak Tövbe Suresi’nin son iki ayetinin istisna edilerek tek tanıkla Kur’an’a alındığını biliyoruz. Belki de gerçekten ayet olduğu halde iki tanık bulunamadığı için ayet kabul edilmeyip Kur’an’a alınmayan ya da aslında ayet olmadığı halde birtakım kaygılarla (siyasal vb.) ayet addedilerek mushafta yer bulan sözler de vardır. Bu teorik yaklaşımımızı destekleyen kimi rivayetler sözkonusu ise de bunların isbatı mümkün olmadığı için diyoruz ki Kur’an’ın değiştirildiği / tahrif edildiği yönündeki iddiaların ciddi bir tarihsel / olgusal ve bilimsel dayanağı yoktur. Lakin yine de mantığımız bizi yukarıda sıraladığımız soruları sormaya sevkediyor. Sanıyorum burada sorulması gereken ve fakat akli anlamda bir yanıtı bulunmayan (Gaybi bir yanıt olsa gerek ki bu da ancak fideistçe “La ya’lemu İllallah “ / “ Yalnız Allah bilir. “ demekten ibarettir.) bir diğer soru da şudur: Yüce Tanrı Kur’an’dan evvel gönderdiği kutsal kitaplar için bir koruma vaadinde bulunmamışken niçin Kur’an için böyle bir vaatte bulunmaktadır ? ) Bununla birlikte yukarıda da söylediğimiz gibi Alevi / Bektaşilerin Kur’ an’a yaklaşımları son derece farklıdır. Alevi / Bektaşiler; Kur’an’ın yüzeysel anl******* ziyade içsel anlamının önemli olduğunu savunurlar. Kur’an’ın pek çok ayetinin Sünni ve Şiilerce yanlış anlaşılmakta olduğuna inanırlar. Onların sadece yüzeysel / zahiri / dışsal anlamlarla yetindiklerini içsel/batıni anlamlara ulaşamadıklarını ileri sürerler. Nitekim Kur’ an’ın yüzeysel / zahiri anlamlarının yanında içsel / batıni anlamlarının da olduğunu bizzat Kur’an’ın kendisi söylemektedir. (Sünni ve Şii Müslümanlar Kur’an’ın her hükmünün ve her ayetinin her çağda ve her coğrafyada geçerli olduğunu yani Kur’an’ın tümüyle evrensel ve zaman üstü olduğunu ileri sürerler. Ancak yine de Kur’an’daki pek çok hükmü uygulamazlar. Uygulamadıkları hükümlerin aslında uygulanamaz hükümler olduğunu görmek istemezler. Üstelik bu gerçeği asırlardır söyleyen Alevi/Bektaşi/Batıni kitlelere karşı da geçmişte olduğu gibi bugün de mütecaviz bir tutum sergilerler.) Tekraren ifade edelim ki Alevi/Bektaşiler; Kur’an’daki pek çok ayetin yerel anlamlı ve kimi ayetlerin de zamana kayıtlı olduğunu/hükümlerinin geçersiz hale geldiğini savunurlar. Şimdi bu savları teker teker ele alalım. Kur’an’ın Batıni Anlamları Vardı Kur’an’ın batıni / içsel anlamlarının olduğu savı Kur’an kaynaklıdır. Nitekim Ali İmran Suresinde şöyle denilmektedir: “…Onun ayetlerinin bir bölümü muhkem (anlamı açık) dir. Onlar kitabın anasıdır. Öbür ayetlerse müteşabih (içsel anlamı olan) tir… Onun yorumunu ise ancak Tanrı ve bilimde derinleşenler bilir…” ( 2) Ayrıca yine Zümer Suresi’nde şöyle denilmektedir: “ Allah sözün en güzelini birbirine benzer iç içe anlamlar içeren ( mesani ) / batıni anlamları olan bir kitap halinde indirmiştir…” ( 3 ) Bu ve bunun gibi pek çok ayet Alevi / Bektaşilerin savlarının dayanağıdır. Aleviler Kur’an’ın gerçek yorumunun ve içsel anlamının başta Hz. Ali olmak üzere tasavvufi derinliği olan kişilerce keşfedildiğini / keşfedilebileceğini savunurlar. Nitekim Hz. Muhammed Hz. Ali’yi ilim şehrinin kapısı olarak nitelemiş ve ona Kur’an’ı anlamak noktasında en yüksek payeyi vermiştir. Onu kendi yerine vasi tayin etmesi de bu nedenledir. Kuşkusuz Kur’an’ı Hz. Muhammed’in yerine vasi tayin ettiği bir kişiden daha iyi hiç kimse yorumlayamaz. Bu nedenledir ki Hz. Ali “ene Kur’an–u natık “ yani “ Ben konuşan Kur’an’ım.” Demiştir. Hz. Ali bu sözü Sıffın Savaşı sırasında askerlerinin mızraklarının uçlarına Kur’an sayfaları taktıran Muaviye’nin hilesine kanıp savaşmaktan vazgeçen ve “ Biz Kur’an’a saldıramayız “ diyen kendi askerlerini ikna için söylemiştir. Fakat bir kısım askerler Hz. Ali’nin bu sözüne rağmen savaşmaktan vazgeçip Muaviye’nin savaşı kazanmasına neden olmuşlardır. Bu olay Kur’an’ın siyasete alet edilmesinin ilk örneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Hz. Ali de bu tavrıyla dinin ve kutsal değerlerin siyasete alet edilmesine ilk karşı çıkanlardan olarak tarihçe kaydedilmiştir. Alevi / Bektaşi inancına göre Hz. Ali Kur’an’ın ta kendisidir. Bugün Kur’an’dan anlaşılan yazılı bir belgedir. Ancak Hz. Ali o yazılı belgenin konuşan cisimleşmiş ve muşahhas halidir. Alevi / Bektaşilerin Hz. Ali’yi gerçek Kur’an / mücessem ve müşahhas Kur’an olarak gördüklerinin en edebi ifadelerinden biri Virani Baba’ya aittir: (4) “ Ali İncil Ali Tevrat Ali Zebur Ali Kur’an Ali Fazl’ur – Rahman Ali’dir sümme vech’ul-lah.” Hz. Ali’nin bu üstün niteliğinin bir yansıması olarak Alevi / Bektaşiler onu övmek yüceltmek konusunda görkemli ve edebi anlamda olağanüstü sözler söylemişlerdir. Onun Kur’an’ın batıni yorumuna olan hakimiyetini ve böylece dinin gerçek boyutunu keşfetmesini anlatan edebi olarak bu gerçeklere dikkat çeken görkem yüklü şiirlerden biri de Şahkulu Sultan Dergahı post sahibi Hilmi Dedebabaya aittir: (5) “Ali evvel Ali ahir Ali tayyib Ali tahir Ali batın Ali zahir Ali göründü gözüme. Ali candır Ali canan Ali rahim Ali rahman Ali dindir Ali iman Ali göründü gözüme.” Kur’an’ın batıni anlamlarının olduğunun kanıtlarından biri de bazı surelerin başlarında yer alan harflerdir. Elif Lam Mim; ElifLam Ra; Ha Mim; Ta Ha. vb. kimi harflerin ne anlama geldiği hususunda Kur’an yorumcularının bir sürü savı bulunmakta ve bunların hiçbiri birbiriyle uyuşmamaktadır. Kur’an’ın içsel anlamları olduğunu yani müteşabih olduğunu kabul eden ve bu yönde çok ciddi ve bilimsel araştırmalar yapan çağdaş / yaşayan Sünni din bilginleri de bulunmaktadır. Özellikle Fazlur Rahman Yaşar Nuri Öztürk ve Hasan Elik bu konuda öne çıkmaktadır. Hatta Yaşar Nuri’ye göre Kur’an’ın yüzde doksanı müteşabih başka bir ifadeyle içsel anlamlıdır. (6) Bugün modernist tabir edilen kimi Sünni din bilginleri tarafından yeni yeni ortaya atılan görüşleri Alevi / Bektaşi önderleri yüzyıllardır dile getirmektedir. Kur’an’ın zahiri / dışsal anlam ve yorumlarının günümüz dünyasına yanıt veremediği artık apaçık bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Zahiri / dışsal anlam ve yorumların sadece bu çağda değil geçmiş dönemlerde de toplumsal yaşam bağlamında pek çok sorunlara yol açtığı tarihsel olarak sabittir. Yüzyıllar sonra da olsa Sünni ve Şii din bilginleri Alevi / Bektaşi yaklaşımının doğruluğunu kabul etmek zorunda kalacaklardır. Fazlur Rahman Yaşar Nuri Öztürk vb. din bilginlerinin çabaları ( Bu bilginlerin çalışmaları genelde Kur’an’ın hukuksal ve sosyal alanlarla ilgili ayetleriyle sınırlı kalsa da son derece önemli bir gelişmedir. Bilindiği gibi Alevi / Bektaşiler sadece hukuksal ve sosyal anlamda değil ibadetler ve akaid ile ilgili ayetlere de batıni / içsel yorumlar geliştirmişlerdir.) Alevi / Bektaşileri haklı çıkarmaktadır. Gerçi Alevi / Bektaşiler Sünni din bilginlerinden kendilerinin haklı olduğunu kabul etmelerini beklememekte ve buna gereksinim duymamaktadırlar. Onlar zaten tarihsel ve bilimsel olarak haklı olduklarını bilmektedirler. Bu biliş sadece bilme düzeyinde değil bir iman mertebesindedir. Alevi / Bektaşiler; Kur’an’ın batıni / içsel anlamlarına uymayı ilke edinmişler zahiri anlamlara boğulan ve dini dar kalıplara hapsedip her türlü gelişmenin önüne engel olarak koyan kimi bağnaz din bilginlerine yüzyıllar boyu karşı çıkmışlardır. Bilindiği gibi bu karşı çıkışlarının bedelini de çok ağır bir biçimde ödemişlerdir ve hala da ödemeye devam etmektedirler. Hallac–ı Mansur’un asılarak idamı Seyyid Nesimi’nin derisinin yüzülmesi gibi olaylar milyonlarca elim olaydan sadece ikisini teşkil etmektedir. Kur’an’ın Tarihsel Ayetleri Vardır Kur’an’ın pek çok ayeti tarihseldir. İndiği dönemle ilgili ve günümüze dair hiçbir işlevselliği bulunmayan ayetlerin toplamı Kur’an’ın önemli bir bölümünü meydana getirmektedir. Hz. Muhammed ve ashabının yaşadığı ve bir daha benzerlerinin dahi yaşanmasına olanak bulunmayan bir sürü tarihsel olay Kur’an’ da uzun uzadıya anlatılmaktadır. Kur’an’ın yorumlanması ve açıklanması çalışmalarında tarihsellikten kastedilen hükümlerinin geçersiz hale gelmesi durumudur. Böylesi ayetlerin varlığı modernist yorumcular tarafından kabul edilmekle birlikte geleneksel Sünni din bilginlerinin tümü bunu reddetmekte ve Kur’an’da bulunan bütün ayetlerin geçerliliğini sürdürdüğü kıyamete değin de sürdüreceği inancını savunmaktadır. Oysa Kur’an’ın kendisi zamanla kimi hükümlerinin geçersiz hale gelebileceğini öngörmektedir. Nitekim Bakara Suresi’nde şöyle denilmektedir: “ Biz bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye güç yetirendir.” (7) “ Biz bir ayetin hükmünü başka bir ayetle değiştirdiğimiz zaman – ki Allah neyi indireceğini çok iyi bilir – sen ancak bir iftiracısın dediler. Hayır; onların çoğu bilmezler.” (8) Kuramsal olarak Kur’an kendi ayetlerinin bazılarının zamanla geçersiz hale gelebileceğini söyleyerek ( ki bu duruma Tefsir literatüründe nesh denmektedir. ) tarihselliği kabul etmektedir. Günümüzde kimi modernist Sünni din bilginleri artık bunu kabul edip bu bağlamda yeni yorumlar geliştirmeye çalışmaktadırlar. Bu cümleden olarak söyleyelim ki; Kur’an’daki hukuksal ve sosyal anlam ve hüküm içeren pek çok ayetin hükmü kalkmıştır. Özellikle miras kadının statüsü ceza hukuku cariye hukuku vb. konulardaki ayetlerin uygulanabilirliği kalmamıştır. Alevi / Bektaşiler bu gerçeği yüzyıllardır söylemektedir. Onlar Kur’an’ın bir öğüt kitabı olduğunu kabul etmişler ve onu bir dogma şeklinde görme yanlışına düşmemişlerdir. Kur’an’ın ortaya koyduğu ahlaki ve kimi inançsal esaslar evrensel ve zaman üstü olmakla birlikte hukuksal ve sosyal alanlardaki ayetlerin indiği dönemde geçerli olduğunu sonraki zamanlarda yeni koşullarla birlikte yeni hükümlere ulaşılması gerektiğini ve bunun da ancak akılla yapılabileceğini ısrarla savunmuşlardır. İşte seyyid Nesimi’nin sözleri: ( … ) “ Din-ü iman- ü namaz- ü hacc-ü erkan – ı zekat Bahs ü da’vi ŞERİAT kamu güftar nedir ? İlm – ü KUR’AN u hadis ü va’z ile ders Cümle bir mani imiş bunca bu tekrar nedir ? İlm – i tevhid okuyan medrese ilmin okumaz Gör ki bu ravzada ol sırrı ile esrar nedir ? ( … ) Sözlerim cümle hakikattır sözüm anlayana Özünü bilmeyene cümle bu güftar nedir ? “ Bu başlığı sadece iki örnek vererek kapatalım. Kur’an’da kadınların tanıklığı o dönem Arap toplumunun koşulları gereği erkeklerin tanıklığının yarısı kabul edilmektedir. Oysa Kur’an ‘dan evvel kadınların hiçbir biçimde tanıklıkları kabul edilmiyordu. “ Ey inananlar belirlenmiş bir süre için borçlandığınız vakit onu yazın… Erkeklerinizden de iki tanık bulundurun. Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz tanıklardan bir erkek ile biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için iki kadın olsun…” (9 Çağımızda hiçbir entelektüel Müslüman kadın Kur'an’da yazıyor diye kendi tanıklığının yarım kabul edilmesine razı olamaz. Görüldüğü gibi bu ayette o dönemin toplumsal koşullarına göre hüküm verilmiştir. Kadın o dönemde Arap toplumunda sosyal yaşamda erkeğe oranla asla kıyas edilemeyecek derecede geri planda hatta hiç yok hükmünde idi. Böyle olunca da sosyal olaylarda -ki burada ticari bir durum söz konusudur- tanıklığı erkek kadar muteber olamıyordu. Ne var ki sonraki dönem din bilginleri bu ayetten yola çıkarak kadınları her türlü hukuksal olayda yarım tanık kabul etmeyi kurallaştırmışlardır. Ancak zaman denilen olgu bu sakat anlayışı geçersiz hale getirmiştir. Gerçi hala günümüzde bile kimi şeriatçı çevreler bu hükmü savunmaktadır ama bu yaklaşımın gerçek yaşamda hiçbir uygulanabilirliği kalmamıştır. Erkeklerin birden fazla kadınla evlenebilmelerine ilişkin durum da aynıdır. Kur’an’ın bu konudaki hükmü de artık geçersizdir. Hiçbir Müslüman kadın bir erkeğin ikinci üçüncü veya dördüncü karısı olmayı sindiremez. Bunu hiçbir çağdaş kadına İslam’ın hükmü diye kabul ettiremezsiniz. Kur’an’daki bir diğer çarpıcı örnek de kadının boşanma sonrası beklemesi gereken süre ile ilgilidir. “ Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç ay hali beklerler. Eğer onlar gerçekten Allah’a ve ahiret gününe inanmışlarsa rahimlerinde Allah’ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal olmaz…” (10) Görüldüğü üzere Kur’an indiği dönemin koşulları gereği kadınların boşanma sonrası üç adet dönemi (üç ay) beklemeleri ve hamile olup olmadıklarını net bir biçimde anlamalarını hamile iseler çocuğun babasının kesin bir şekilde açığa çıkmasını sağlamaları yani gizlememelerini söylemektedir. Yeni bir evlilikten önce bu koşuldur. Eğer bu koşula uyulmazsa çocuğun nesebinin tesbiti olanaksızlaşacaktır. Ancak bilindiği üzere bu durum tamamen o dönemin şartlarını yansıtmaktadır. Bugün teknoloji son derece ilerlemiş ve bir kadının hamile olup olmadığını anlamak için üç ay beklemeye gerek kalmamıştır. Dolayısıyla Kur’an’ın bu hükmü ve hükme temel teşkil eden bu ayeti zaman tarafından nesh edilmiştir. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler Kur’an’ın kimi ayetlerini bu şekilde geçersiz kılmaktadır. Ancak yüce Allah’ın vahyi sadece Kur’an’dan ibaret değildir. Yani Kur’an’la son bulmuş değildir. Bunu bizzat Kur’an’ın kendisi ilan etmektedir: “ De ki; Rabbimin sözleri için deniz mürekkep olsa rabbimin sözleri tükenmeden önce deniz mutlaka biter. Bir o kadarını daha getirsek de yetmez. “ (11) “ Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem deniz de arkasından yedi deniz katılarak (mürekkep olsa) yine Allah’ın sözleri bitmez. Kuşku yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir. (12 Demek ki Yüce Allah’ın vahyi yani sözleri Kur’an’la bitmemiştir. Kur’an vahyin sonu değildir. Allah’ın vahyi sonsuzdur ve süreklidir. Anlaşıldığı üzere vahiy devam etmektedir. Peki bu vahyin içeriği nedir? Artık yeni bir peygamber gelmeyeceğine göre - ki Kur’an böyle söylemektedir – devam etmekte olan vahiy peygamberi / nebevi bir vahiy değil başka türde bir vahiydir. Bizce bu Tanrının insanoğluna ihsan ettiği en büyük nimet olan akılla alınan bir vahiydir. Ancak bu akıl her bireyde bulunan akıl değil evrensel akıldır ortak akıldır. İnsanoğlu bu akılla Allah’ın dilediği kadar ve dilediği sürede yeni bilgilere ulaşmakta yeni keşifler yapmakta ve Tanrının en büyük kutsal kitabı olan evreni / evrendeki yaşamı okumaktadır. Bu okuma edimi Allah’ın izniyle olmakta dolayısıyla bu okuyuş Tanrısal vahyin sürekliliğini ifade etmektedir. İnsanın evreni ve ondaki yaşamı okumasından bilim ve bilgi açığa çıkmaktadır. Bilim ve bilgi ise ayette işaret edilen “ Allah’ın tükenmeyen sözleri ”dir. Yani sona ermeyen vahyidir. O halde bilime uymak Allah’ın sonsuz ve sınırsız vahyinden nasiplenmektir. Bu noktada Kur’an’ın “ Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? “ (13) şeklindeki ayeti hatırlanmalıdır. Yine Alevi / Bektaşilerin serçeşmesi Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin; “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” buyruğu unutulmamalıdır. Kur’an’ın Yerel / Mekana Kayıtlı Ayetleri Vardır Kur’an yüce Allah’ın insanlara öğüt olmak üzere gönderdiği son tanrısal bildirgedir. İçeriği itibariyle bütün kutsal bildirgeler gibi evrenseldir. Ahlak ve inanç esasları bütün insanlığı ilgilendiren özelliktedir. Kimi hukuki ilkeler de evrenseldir. Suçun şahsiliği ve suçla orantılı ceza verme ilkesi gibi. Ancak kabul etmek gerekir ki Kur’an’da mekana kayıtlı yani yerel ayetler de vardır. Kur’an’ın tümünün evrensel olduğunu iddia etmek her türlü ciddiyetten uzaktır. Kur’an’da çağlar üstü gerçeklere işaret eden ayetler bulunduğu gibi sadece Arapları hatta indiği dönemdeki Arapları ilgilendiren ve diğer topluluklar için hiçbir kuramsal ve kılgısal ( pratik ) anlamı olmayan ayetler de vardır. Bu düşüncemizin kaynağı da Kur’andır. Nitekim Kur’an’da yüce Allah şöyle seslenmektedir “ Kentlerin anası ( Mekke ) ve onun çevresinde bulunanları / yaşayanları uyarman ve asla kuşku olmayan toplanma günüyle onları korkutman için sana böyle Arapça bir Kur’an vahyettik / açımladık.” (14 Bir başka ayette ise şöyle buyrulmaktadır “ Bu kentlerin anası ( Mekke ) ve çevresinde bulunanları / yaşayanları uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı kutlu bir kitaptır…” (15 Açıkça görülmektedir ki Kur’an’ın asli ve birincil muhatabı Mekke ve çevresinde bulunanlardır. Mekke ve çevresinde bulunanlardan kastedilen ise doğrudan doğruya Araplardır. Bu savı destekleyen önemli işaretlerden biri de Kur’an’ın dilinin Arapça olmasıdır. Kur’an’ın Arapça bir kitap olarak indirilmesinin nedeni açıklanırken asli ve birincil muhataplarının Araplar olduğu meydana çıkmaktadır. İşte Kur’an’ın diliyle ilgili açıklamanın bulunduğu bir ayet “ Eğer biz onu yabancı dilde bir kur’an yapsaydık elbette şöyle diyeceklerdi: Ayetleri ayrıntılandırılmalı değil miydi? Arap’a yabancı dilde kitap olur mu ?...” (16 Kur’an’ın dilinin Arapça olmasının nedeni daha pek çok ayette anlatılmaktadır. Ancak verdiğimiz örnekler göstermektedir ki Kur’an’ın dilinin Arapça olması boşuna değildir. İlk asli ve birincil muhatap olan Arapların dilinin Kur’an’ın dili olması gerçeği bizi şu noktaya ***ürmektedir Gayet doğal olarak Kur’an’da sadece asli ve birincil muhatapları ilgilendiren ve onlardan başkası için hiçbir kuramsal ve kılgısal anlamı bulunmayan ayetler vardır. Bu durum onun evrensel bir kitap olması özelliği ile asla çelişmemektedir. Çünkü evrensel olan onun mesajıdır ruhudur özüdür ortaya koyduğu genel hükümlerdir. Her bir ayeti her bir hükmü evrensel olamaz. Bu toplumsal açıdan olanaksızdır. Kur’an ilk muhatapları olan Arapların yaş******* somut olayları örnek alarak kimi sosyal düzenlemeler ortaya koymuştur. Bu sosyal olayların birebir karşılığının bütün dünya toplumlarında mevcut olması olanaksızdır. Kur’an’ın tüm ayetlerinde Arap kültürünün Arap anlayışının derin izleri bulunmaktadır ki bu durum yadırganacak bir şey olmayıp son derece doğal bir özelliktir. Arapların günlük yaşamlarında cereyan eden olaylar temelinde ihdas edilen sosyal ve dinsel kurallar bütün insanlık için birebir geçerli ve her coğrafyada tatbiki zorunlu ilkeler olamaz. Nitekim tarihsel olarak da görmekteyiz ki İslam’ı kabul eden pek çok gayri Arap topluluk kimi İslami kuralları kendi toplumsal yapılarına uyarlamaya çalışmışlardır. Bunun en büyük ve en çarpıcı örneği ise İslam’ın Türk kültürü ile yoğrulmasından doğan Alevi / Bektaşi yoludur Kur’an’da sadece Arapları ilgilendiren ayetlerden çok çarpıcı ve hiçbir tevile olanak bırakmayacak kadar net birkaç ayetle bu konuyu sonlandıralım “ İçinizden zıhar yapanların kadınları onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Kuşkusuz onlar çirkin bir söz ve yalan söylüyorlar. Kuşkusuz Allah affedicidir bağışlayıcıdır. Kadınlardan zıhar ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi özgürlüğe kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır. Bulamayan kimse / buna gücü yetmeyen kimse eşiyle temas etmeden önce ardı ardına iki ay oruç tutar. Buna da gücü yetmeyen altmış yoksulu doyurur. Bu Allah ve elçisine inanmanızdan dolayıdır. Bunlar Allah’ın hükümlerdir. İnanmayanlar için acı bir azap vardır.” (17 Öncelikle bu ayetlerin iniş nedenini açıklayalım. Araplarda başka bir toplulukta bulunmayan bir gelenek vardı: Zıhar geleneği. Bu geleneğe göre bir adam karısına “ sen bana anamın sırtı gibisin” deyince kadın o erkeğe haram sayılır ve ebediyen kocası tarafından terk edilmiş olurdu. Hazreti Muhammed’in arkadaşlarından Evs bin Sabit de karısına kızıp bu sözü söylemişti. Karısı Havle Hazreti Muhammed’ e gidip genç yaşında kocasına hizmetler ettiğini çocukları olduğunu şimdi bu ihtiyarlık zamanında kocasının bu sözü söyleyerek kendisini perişan ettiğini anlattı ve Hazreti Muhammed’den tekrar kocasına dönmesi için hüküm istedi. Hazreti Muhammed ise “ sen ona haramsın.” Dedi. Kadın küçük çocuklarına üzüldüğünü söylüyor ve kendi lehinde bir hüküm vermesini Tanrı elçisinden tekrar tekrar istiyordu. Sonunda Hazreti Muhammed’de vahiy hali belirdi ve bu ayetler indi. Böylece Tanrı Araplara özgü eski bir geleneğin yanlış bir kanıdan ibaret olduğunu bu tür sözlerle kadının kocasının anası olamayacağını bildirdi. Görüldüğü gibi zıhar geleneği Araplara özgüdür. Dolayısıyla Kur’an’ın bu ayetleri de Araplara özgüdür. Türkler veya diğer Müslüman halklar için bu ayetlerin kuramsal ve kılgısal olarak hiçbir anlamı yoktur. Çünkü Türklerde ve diğer Müslüman halklarda böylesi bir gelenek yoktur. Kur’an’da daha pek çok konuda böylesi ayetler vardır. Kız çocuklarının utanç nedeni sayılıp diri diri gömülmesi başı açık olmanın cariye ( köle kadın ) ve hayat kadını olmaya işaret addedilmesi gibi durumlar başka topluluklarda sözgelimi Türklerde yoktur. Dolayısıyla Türkler için başa örtü almak özgür olmaya da işaret sayılamaz. Gerçi artık günümüz Arapları için de böyle bir durum söz konusu değildir. Dolayısıyla başı örtme diye bir buyruğa da artık gerek yoktur. Kaldı ki bugün pek çok Sünni din bilgini başı örtme ile ilgili ayetlerin bir buyruk değil bir öğüt / tavsiye olduğunu ve başı örtmemenin dinsel anlamda hiçbir cezasının bulunmadığını dile getirmektedir. Kız çocuklarının diri diri gömülmesi geleneğinin yasaklanması da bu gelenek sadece Araplarda olduğu için Araplara özgüdür. Türkler veya diğer Müslüman topluluklar için bu türden ayetlerin kılgısal karşılığı yoktur. Yine kur’an’da insanoğlunun bilemeyeceği sadece Tanrı’nın bilebileceği kimi konuların olduğu – ki bunlara Kur’an literatüründe gayb denmektedir. – bildirilmektedir. Bu konular; kıyametin ne zaman kopacağı yağmurun yağması ne zaman ölüneceği nerede ölüneceği rahimlerde bulunanların mahiyeti ( Burada kastedilen çocukların cinsiyetidir. ) vb. dir. Söz konusu ayetler şöyledir: “ Kıyamet vakti hakkında bilgi Tanrı’nın katındadır. Yağmuru o yağdırır. Rahimlerde olanı o bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Kuşkusuz Tanrı her şeyi bilendir her şeyden haberi olandır.” (18) “ Her dişinin neye gebe olduğunu rahimlerin neyi eksiltip neyi artıracağını Tanrı bilir. Onun katında her şey bir ölçüye bağlıdır.” (19) İşte görüldüğü gibi bu iki ayette belirtilen olaylar artık insanoğlu için gayb / bilinemeyen şeyler değildir. Ancak Kur’an’ın indiği dönemdeki insanlar bunların hiçbirini gerçekten bilmiyorlardı. Fakat insanoğlu Tanrı’nın izni ile ve onun bitip tükenmeyen vahyinin / sonsuz ve sürekli vahyinin ( Bilim ve teknoloji ) yol göstericiliği ile geçmişte bilinemeyen kimi konuları artık tüm çıplaklığı ile bilmektedir. Yağmurun ne zaman yağacağı insanlar için artık meçhul değildir. Hamile kadınların neye gebe olduğu da meçhul değildir. Gelişen bilim Mustafa Cemil Kılıç 13 Temmuz 2005 Dipnotlar: 1. Cem Dergisi Sayı 127 s.35. 2. Kur’an –ı kerim Al – i İmran suresi 7. ayet. 3. Kur’an – ı kerim Zumer suresi 23. ayet. 4. İsmail Onarlı Alevilik’te Nevruz Nedir? s. 11. 5. Hüseyin Bal Alevi İslam Yolu s.132. 6. Yaşar Nuri Öztürk Kur’an’daki İslam s. 486. 7. Kur’an – ı kerim Bakara Suresi 106. ayet. 8. Kur’an – ı kerim Nahl suresi 101. ayet. 9. Kur’an – ı kerim Bakara suresi 282. ayet. 10. Kur’an – ı kerim Bakara suresi 228. ayet. 11. Kur’an – ı kerim Kehf suresi 109. ayet. 12. Kur’an – ı kerim Lokman suresi 27. ayet. 13. Kur’an – ı kerim Zumer suresi 9. ayet. 14. Kur’an – ı kerim Şura suresi 7. ayet. 15. Kur’an – ı kerim En’am suresi 92. ayet. 16. Kur’an – ı kerim Fussilet suresi 44. ayet. 17. Kur’an – ı kerim Mücadele suresi 2 – 3 - 4 ayetler. 18. Kur’an – ı kerim Lokman suresi 34. ayet. 19. Kur’an – ı kerim Rad suresi 8. ayet. 20. Mustafa Cemil Kılıç Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik s. 103. 21. Rıza Zelyut “Şah İsmail’in Şiirleri” Güneş Gazetesi 21.05.2005.
EliFsS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla  

Bookmarks

Etiketler
Alevilik Ve Kur\'an-ı Kerim


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:23.

dekorasyon Kiralık Ofis |
istanbul travestileri | istanbul travestileri | sex hikayeleri | sex hikayeleri | Penis Büyütücü | travesti forum | film izle| ankara travesti Bilgileri | istanbul travestileri Bilgileri istanbul travestileri Hakkında travesti | Ankara Travesti bilgileri | istanbul travestileri | ankara travestileri Bilgileri | bayan bilgileri | türkçe porno izle | bursa escort bursa escort ankara travestileri| Sakarya Travestileri istanbul travestileri Bilgileri ankara travestileri Bilgileri istanbul travestileri|

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374