Alt 13 Mayıs 2011, 03:53   #1
Keyifli~Üye
 
KingrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 09 Mayıs 2011
Mesajlar: 1.000
KingrosS is on a distinguished road
Puanlar: 11.694, Seviye: 1
Puanlar: 11.694, Seviye: 1 Puanlar: 11.694, Seviye: 1 Puanlar: 11.694, Seviye: 1
Üst seviye: 99%, 0 Gereken puan
Üst seviye: 99% Üst seviye: 99% Üst seviye: 99%
Etkinlik: 0%
Etkinlik: 0% Etkinlik: 0% Etkinlik: 0%
Standart Anılarla Atatürk

Bu yazıda 62 yıl önce yitirdiğimiz, kendi deyimiyle nâçiz vücudunun toprak olduğu, fakat fikirlerini ve eserlerini yaşatmaya çalıştığımız Atatürk’ü Atatürk’le yaşayanların ağzından anlatılmak istenmiştir. Tabii ki Atatürk’ü birkaç satırla anlatmanın olanaksızlığı ortadır. Bu nedenle burada sadece onu Atatürk yapan kişiliğinin bazı özelliklerine ilişkin anılar sunulmuştur. Herkesçe bilindiği gibi Atatürk deyince aklımıza onun önderlik nitelikleri, yapıcı ve kurucu kişiliği aklımıza geliyor. Önce onun gerek doğal yetenekler ve gerekse kendini bilinçli olarak geleceğe hazırladığı sıralarda kazandığı özellikler açısından bir insanın sahip olabileceği en üstün ve en seçkin niteliklere sahip olduğunu belirtmeliyiz. O doğuştan kazandığı yetenekleri sonradan edindikleriyle birleştirmiş ve genç Mustafa’dan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ulaşan başarı çizgisini ortaya çıkarmıştır.
Nedir bu özellikler? Daha çocukluk veya ilk gençlik yıllarında kendisine olgun anlamına gelen Kemal adının eklenmesini hatırlayınız. Askeri Rüştiye’de en zor cebir problemlerini çözmesi bu sonucu yaratmıştır.
Mustafa Kemal’in çocukluk arkadaşı ve Ankara eski belediye başkanlarından Asaf İlbay onun kişiliğinin bir yönünü şöyle anlatıyor:
“Evimizin bahçesi büyüktü. Sık sık mahalle arkadaşları toplanır ve o zamanlar Selanik’te pek moda olan Mançık oyununu oynardık. Bu bir nevi birdirbir oyunuydu. Bir kişi eğiliyor ve diğerleri sıra ile üzerinden atlıyordu. (Atatürk) oyuna iştirak etmezdi, ama seyrine de bayılırdı. Hele içimizde düşenler filan olursa keyfine payan olmazdı. Bir gün kararlaştırdık. Yaka paça oyuna iştirak ettirdik. Sıra ile hepimizin üzerinden atladı ve sıra kendisine gelince, eğilmeden dimdik durdu ve “Haydi atlayın!” dedi. Biz başını yere doğru eğmesi için ısrar ettikçe O “Ben eğilmem!... Böyle atlarsanız atlayın!” diyordu. O’nu eğilmeye razı edemediğimizi gayet iyi hatırlıyorum. Ömrünün sonuna kadar da eğilmedi.”
Bir oyunda bile eğilmeyen ve “Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir” diyen Mustafa Kemal bu eğilmezliğin Türk milletinin ruhunda da var olduğunu bir çok kez vurgulamıştır.
Atatürk’ün uzun süre hizmetinde bulunmuş olan Cemal Granda anlatıyor: Olay İngiltere kralı VIII. Edward’ın ülkemize gelişi sırasında Dolmabahçe Sarayı’nda verilen bir şölende geçmektedir:
“Yemek sırasında hoş mu, yoksa nahoş mu demek gerek, kestiremeyeceğim bir olay geçti. Garsonlardan biri, fazla heyecanlandığı için mi nedir, elindeki porselen tabakla yere yuvarlandı. Sofradakiler utanç içinde önlerine baktıkları anda Atatürk sanki hiçbir olmamış gibi Kral’a doğru eğilerek ‘Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim’ diyerek hem meseleyi kapattı, hem de ortalığı neşeye boğdu. Garsona da ‘vazifene devam et’ emrini verdi”.
Eğilmez bir kişiliğin yanısıra başarı için gerekli olan başka bir unsur da bütün gücüyle çalışmaktır. Onun kendisini işine nasıl verdiğini, görev aşkını ve sorumluluğunu alışkanlıklarının ve zevklerinin üstünde tuttuğunu yine Granda bir anısında şöyle aktarıyor:
“Çankaya köşkünde Büyük Nutuk’unu hazırlarken kırk sekiz saat hiç gözünü kırpmadan yazı dikte ettirişini hatırlarım. Öyle ki yazı yazmaktan yorulan değişiyor O, binlerce belge arasından ayırdığı notlarıyla büyük eserini tamamlamak için uykusunu bile vermekten çekinmiyordu. Böyle zamanlarda yazdıklarını sofrada arkadaşlarına okutur, sonra yine eski köşkün çalışma odasına geçer, kâh oturarak kâh ayakta çalışmasını sürdürürdü....
Tarihle uğraştığı sıralarda, Atatürk içerde çalışıyor, ben kapıda oturmuş bekliyordum. Arasıra uyumamak için banyoya gidip yüzüme su vuruyor, sonra anahtar deliğine gözümü uydurup, bir post üzerine yüzükoyun uzanıp Nutku hazırlayan Atatürk’ü gözetliyordum. Saat sabahın beşine geliyordu. Uykumu dağıtmak için elime bir kitap almıştım. (Ancak) tüm uğraşım boşa gitmiş, şafak sökerken dayanamamış, yorgunluğun etkisi ile uyuyakalmıştım. Bu sırada Atatürk zile basmış, fakat ben koltukta derin bir uykuya daldığım için uyanamamıştım. Zille uyandıramayınca, kendisi çağırmak zorunda kalmış. Bir de baktım ki, kapıyı aralamış ‘Çelebi!, Çelebi!’ diye sesleniyor. Hemen yerimden fırladım. ...Gayet sakin yüzüme bakarak ‘Bana bir kahve getiriniz’ dedi. (Sonra) ‘Senin tahammülün kalmamış, haydi git yat, arkadaşların gelsin’ dedi. ...Gidip arkadaşları kaldırdım, hizmeti devrettim ve yatmaya gittim. Akşam nöbeti sırası yine bana gelmişti. Üçüncü gecedir ki Atatürk gözünü kırpmıyordu. Notlarının arasına gömülmüştü. Yerler tarih kitaplarıyla doluydu. Sadece duş yapıyor, kurulanıp tekrar odaya kapanıyordu. Yemeği bile kütüphaneye getiriyorduk.
Atatürk’ün hiç uyumadan üç gün durabildiğini de görmüş, gözlerime inanamamıştım. Cephede değildik, savaş da yoktu. Uykusuzluğunu gerektirecek önemli bir olayla da karşı karşıya bulunmuyorduk. Fakat o bir işe, ama ciddi bir işe başladı mı, onun sonunun geldiğini görmeden asla rahat etmezdi”.
Onu Atatürk yapan başka bir özelliği de korkusuzluğu ve cesaretiydi. Çanakkale’de Mustafa Kemal Paşa ile birlikte bulunmuş Mahmut Yesari anlatıyor:
“O sipere bir salona giren erkân-ı harb zabiti gibi girdi. Ve sıçan yollarında ona yol gösterdiğim oldu. Ben ona yol gösterirken günlerden değil, aylardan beri siper hayatına alışmış olduğum halde titriyordum. Fakat O boyunun uzunluğuna rağmen, ayaklarının ucuna basarak doğrulur, siperlerin üzerinden düşman siperlerine bakardı.
Düşman siperlerine bakmak... Bu hiç kolay değildi. Düşman ateşten hiç göz açtırmazdı. O bu göz açtırmayan ateşe gözlerini kırpmadan bakardı.”
O’nun bir diğer özelliği insanları iyi tanıması ve kimi nerede nasıl görevlendireceğini çok iyi bilmesiydi. Banoğlu, Mustafa Kemal’in Lozan’a İsmet Paşa’yı gönderme kararını verirken şunu söylediğini belirtiyor:
“Siz İsmet Paşa’yı tanımıyorsunuz. Çünkü ömrü cephede geçti. Ankara’da pek az müddetle kaldı. Tanımaya vakit ve imkan bulamadınız. Bu adam zekidir, müdebbirdir. Bilhassa ileriyi görüş ve tedkik hassası kuvvetlidir. Mesela içinizden birini şu masayı devirmeye memur etsem; iki, üç nihayet dört şekilde devirebilir. Halbuki İsmet Paşa bunu sekiz on şekilde devirmek iktidarına maliktir.”
Bir başka örnek de Refet Paşa’yı tercih edişi ile ilgilidir:
“Birinci Meclis’in kuruluşundan kısa bir süre önce asilerin Nallıhan’da kaymakamı balta ile kestikten sonra, Ankara üzerine yürüyecekleri işitilmişti. Meclis azaları Mustafa Kemal Paşa’ya başvurdular. O da bilatereddüt ‘Refet Bey’i (Paşa) gönderelim. Başka çaremiz yok. Bu işin hakkından ancak o gelebilir’ dedi. Hiç unutmam, Refet Bey atına binerek arkasında Bursalı Hüsnü Başçavuş isminde askerle Nallıhan istikametine yollandı. Hepimiz müthiş bir heyecan ve korku içinde tereddütlerle Refet Bey’i uğurladık. Gitti.... Hayret edilecek bir suretle isyanı bastırdı ve arkasında muhtelif topçu ve süvari kuvvetleriyle Ankara’ya döndü”.
Yine Atatürk’ün emrindeki kumandanları ne kadar iyi tanıdığını ve doğru değerlendirdiğini Yakup Kadri şöyle anlatıyor:
“Kütahya ve Eskişehir muharebeleri sonrası orduların Sakarya’nın doğusuna geri çekilmesi sırasında Atatürk’ün karargahındayız:
Atatürk ...elini haritasının bir noktasına uzattı ve ‘Şu dakikada gözümü kapayınca bütün cephe arkadaşlarının ne yaptıklarını, ne halde olduklarını görür gibi oluyorum. Mesela (........) Kumandanı (........) Bey hesapça ancak (........) köyüne varmış olacak ve varır varmaz mutlaka köyün en rahat evini buldurmuş, hazırlatmış, seyyar karyolası üzerinde hab-ı gaflete [uykuya] dalmıştır. İster misiniz bunun böyle olduğunu isbat edeyim?’. Zile bastı. ‘Çocuğum bana derhal (........) fırka kumandanını bulur musunuz?’. Aradan bir süre geçtikten sonra haber geliyor: ‘Efendim (........) Fırka Kumandanı (.........) Bey (......) Köyünde istirahatteymişler. Telgraf memuru ‘Uyandıralım mı?’ diye soruyor’. Mustafa Kemal kısık ve küçük bir kahkaha salıverdi. ‘Hay ben size demedim mi!... Bak bak. Şimdi bana (........) Kumandanı (........) Bey’i arayınız’. Ve bize dönerek gözünü kırptı. ‘Bulamayacaklar!. O dediğim mevkiide bir an evvel yerleşmek için doludizgin yürüyordur. Sakın kehanet tasladığıma hükmetmeyiniz. Bütün bu tahminler gayet basit hesaplara müstenittir.’ Biraz sonra telgraf zabiti içeri girip de (......) Kumandanının bulunmadığını söyleyince neşemiz bir kat daha arttı.”
Anılardan taşan bu seçkin kişiliğin yanında Atatürk sade ve alçakgönüllü bir insandır. Nazi yönetiminden kaçarak Atatürk Türkiyesi’ne sığınan Yahudi bilim adamlarından Curt Coswig ondört yaşındaki kızı ile Boğaz’da dolaşırken Atatürk ile karşılaşır:
“Birdenbire nerdeyse yürüyen üstü açık bir arabanın bize yaklaştığını gördük. Küçük kızım bir çığlık atarak parmağı ile arabanın içinde oturanlardan birini gösterdi: ‘İşte bak Atatürk!..’ Atatürk bunu duymuş ve kızımın el hareketini görmüş olmalıydı. Arabası yavaş yavaş ilerlerken o da bize el salladı. Şu kıyaslamayı yapmak zorunda hissettim: Demek ki yeni Türkiye’nin yaratıcısı, hiç koruma gereksinimi duymadan davranabilen ve salt insancıl bir duyguyla, küçük bir kıza el sallayabilen bu adamdı. Almanya’yı mahveden adam ise, asla, böyle herhangi biri olarak görünmedi...”
Bütün başarılarına ve başarılarının yarattığı erişilmezliğe karşın yaptıklarını mensubu olmaktan gurur duyduğu ulusuna mal etmiştir. Yine Yakup Kadri anlatıyor:
“O’na ilk tarih merakını veren İngiliz yazarı Wells’in ma’ruf eserinde Atilla’ya atfolunan bir söz vardır: ‘Ben sizin gibi zengin ve hanedan kişilerden değilim, fakat asil bir millettenim.’ Wells, Türk serdarının Batı Roma’yı fethettiği zaman, tantanalı bir alay ve şatafatlı bir kıyafetle karşısına çıkan bir Romalı Patricien’e böyle söylediğini rivayet eder. Atatürk ömrünün sonuna kadar bu fıkrayı ve bu sözü tekrar etmekten zevk duyardı. Sonradan yavaş yavaş bu söz onun ağzından ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ hitabı şeklini almıştır.”
Görüldüğü gibi o kendi kişiliğinde Türk ulusunun kişiliğini temsil ettiğini vurgulamaktadır. Gerçekten de O bütün yaşamını, isteklerini, ihtiraslarını Türk ulusunun var olmasına ve güçlenmesine adamıştır. 1914’te bir arkadaşına yazdığı mektupta şöyle diyor:
“Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri. Fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiiler işgal eymek veye büyük paralar elde etmek gibi maddi emellerin tatminine taalluk etmiyor.
Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da liyakatle ifa edilmiş bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyoru. Bütün hayatımın prensibi bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar muhafaza edeceğim”.
O’nun ulusuyla bütünleşmesinin en tipik göstergelerindeb birisi de şu kısa öyküde izlenebilir:
“Cumhuriyetin onikinci yıldönümü için bir sıra dövizler (afişler) hazırlanmıştı. Bunlar içinde şöyleleri de vardı: ‘Atatürk Bu Milletin En Yücesidir’, ‘Atatürk Bizim En Büyüğümüzdür’, ‘Türk Milleti Asırlardır Bağrındanbir Mustafa Kemal Çıkardı’.
Mustafa Kemal bu listeyi dikkatle gözden geçirdi. Bunlar ve bunlara benzeyenleri çizdi. Hepsinin yerine şunu yazdı: ‘Atatürk Bizden Biridir’.
Herhalde ölümünün 62. Yılında da gururla söyleyebileceğimiz tek şey budur:
Atatürk bizden biridir.
Huzur içinde yatsın."
KingrosS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla  

Bookmarks

Etiketler
anılarla, atatürk


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:24.

dekorasyon Kiralık Ofis | sanal ofis sanal ofis
istanbul travestileri | istanbul travestileri | sex hikayeleri | sex hikayeleri | Penis Büyütücü | travesti forum | film izle| ankara travesti Bilgileri | istanbul travestileri Hakkında travesti | Ankara Travesti bilgileri | istanbul travestileri | ankara travestileri Bilgileri | bayan bilgileri | türkçe porno izle | ankara escort | istanbul travestileri Bilgileri istanbul travestileri|

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378